Eve koştur koştur dönmem gereken günlerden biriydi. Her akşam uğradığım mahalle marketimin kasasında, yine kendimce kilitlediğim bir enerji karmaşası yaşarken, gözüme çarpan bir olayı anlatacağım.
Genel olarak, ATM’den para çekmem gereken zamanlarda önümde yürüyen üç kişinin aynı anda sıraya girmesi ya da uzun sıralar beklemek beni hep rahatsız ederdi. Bu durum, ATM sırasındaki enerjimin kilitli olduğunu bana gösterirdi. Zihinsel olarak sıkışmış hissederdim. Ama hayat, bir şekilde bu durumu çözdü. Nasıl oldu ben de anlamadım; fakat artık ATM’lere gittiğimde hep yalnız oluyorum. Bu da oldukça keyifli.
Şimdi benzer bir durumu mahalle marketimde yaşıyorum. Ne zaman sıra bana gelse, ya kasada bir arıza çıkar, fiş biter, ya da önümdeki kişinin ödeme sorunu olur. Bazen de, ödeme sırasında unuttuğu diğer ürünü alıp gelmesini beklerim ve sonra o ucuz ucuz edilen özürlere tanık olurum. Hele ki kasalar arası POS makinesi alıp vermeler, onda olmayan sigaranın diğer kasadan gelmesi… Alışveriş bir anda çileye dönüşür.
Genelde marketin manav kapısından girerim. Sebze reyonunu dolaşır, şarküteri kısmına bakar, temizlik ürünü almayacaksam arka çıkış kapısındaki ödeme kasalarını kullanmayı tercih ederim.
O gün önümde, belli ki haftalık alışverişe çıkmış bir karı-koca vardı. Kadın… Gestapo gibi. Suratından negatif enerji akıyor. Elindeki su şişesini kırbaç gibi sallıyor. Yüzünde siyah benleriyle, kendini dünyanın merkezi sanan bir hali var. Ses tonu, sürekli iniş çıkışlarla dolu; sanki her an bağırmaya hazır. Daha fazla gömemeyeceğim… Gerçekten korkunçtu. Bir ömür değil, bir saat bile tahammül edilemeyecek biriydi.
Adam kasiyerin okuttuğu ürünleri tek tek poşetliyordu. Eşi ise kasanın önünde seyrediyordu. Derken kadın adama bağırmaya başladı:
“Etler ve deterjanlar aynı poşete konmaz! Çabuk çıkar onları, yeni bir poşete koy!”
Kasiyer, adamın hatasını fark etmişti. Kadının gözlerinin içine bakıyor ve sanki onun tekrar bağırmasını istiyor gibiydi. O bakışta gizli bir zevk, sinsice bir beklenti vardı. Kasiyer de ayrı bir alemdi. Adam ter içinde, eli ayağı titreyerek poşetleri dizmeye çalışıyordu. Ödemeyi yapsın, bu iş bitsin istiyordu belli ki.
Kadın ise elindeki su şişesiyle marketin içinde dolaşıyor, yorgunluk kahvesi havasında etrafına güç gösterisi yapmaya devam ediyordu. Kasiyer elini kasanın altına götürüp yedek poşet çıkardı ama adama uzatmıyordu. Kadınla göz göze gelmişti. Sanki gözleriyle şunu soruyordu: “Tekrar bağıracak mısın? Eğer bağıracaksan uzatırım poşeti.” Bıyıklarının altından sinsice gülümsüyordu. (Evet, kasiyerin bıyıkları da vardı.)
Kadın, bütün poşetleri adama teker teker boşalttırdı. Elindeki suyu yudumlayarak bağırmaya devam etti.
Bu sahne yaklaşık üç-dört dakika sürdü. Gördüğüm tek şey şuydu: Adam, çirkin karısını başka biriyle aldatmış ve yakalanmış. Eline yüzüne bulaştırmış. Kadın ise onu yakalamış ve artık hayatın her alanını ona zindan etmeye ant içmiş.
